25 Ocak 2021 Pazartesi

Münih 1. Gün

 



Uzun zamandır hayallerimizi süsleyen Almanya’nın meşhur “roadtrip” rotası Romantik Yol gezimizi planlarken, daha önce hiç aklımızı çelmeyen, sadece rotaya başlamak için tercih ettiğimiz Münih hiç de bu muameleyi hak etmiyor. Orta Çağ’dan kalma tarihi dokusuyla, savaş görmüş olmanın burukluğuna inat yemyeşil bahçeleri, parklarıyla mis gibi bir şehir. Hatta o kadar seviyoruz ki yine geliriz diye ayrılıyoruz. Gerçi bizim olayımız bu zaten, nedense her gittiğimiz yere bir daha gitmeye çalışma eğilimimiz var :D


En sevdiğim uçak gideceğim yere beni sabahın köründe götüren uçaktır :)
 Saat daha 11.00 ve bizi Canım Münih’in şehir merkezine götüren trendeyiz. 
İşimiz de rast gidiyor, hava alanı çok büyük ama terminal 2’ye inişimiz işleri kolaylaştırıyor, direkt alt kattan hoop trendeyiz. 
Havalimanından şehir merkezine yolculuk trenle yaklaşık 40 dk sürüyor. Yol boyunca da nefis kar manzaraları eşlik ediyor. Otelimiz merkeze 2 durak, aktarma yaparak kolayca ulaşıyoruz. Standart bir hareketle valizleri attığımız gibi hayata karışıyoruz :)


Karlsplatz gezmeye başlamak için bingo bir nokta. Geniş meydanlardan, alışveriş caddelerinden ilerleyerek şehrin merkezi dedikleri eski ve yeni belediye saraylarının bulunduğu Marienplatz’a ulaşılıyor. Yürüyüş boyunca butikler, kafeler, ünlü markaların dev mağazaları ve tüm bunların arasına sanki tek tek işlenmiş tarihi binalarıyla sürprizli bir bölge.


Marienplatz (Meryem Ana Meydanı)’a ulaşıyoruz. Neues Rathaus (Yeni Belediye Sarayı) göz alıcı mimarisiyle ve tüm heybetiyle şehrin en önemli sembolü olmayı hak ediyor. Tam önünde şehri koruduğuna inanılan Meryem Ana Sütunu, Altes Rathaus (Eski Belediye Sarayı), Frauenkirche (Meryem Ana Klisesi), Isartor Kapısı. Burası gerçekten şehrin kalbi, kalabalık, capcanlı.





Meydanda yorulunca kahve molası vermek ve yanında fırından yeni çıkmış lezzetler denemek için çok tatlı kafeler var. Brezelina’da bretzel sandviç ve Rischart’ta donut yemenizi tavsiye edebilirim. Bizim de zaaflarımızdan biri, gezerken o hamur işi kokularına dayanamıyoruz:)

Orta Çağ’ı iliklerimize kadar hissettiğimiz güzeller güzeli Münih’i keşfetmeye devam ediyoruz, her yer tarih kokuyor. Ne kadar çalışıp gidersek gidelim sudan çıkmış balık olayı yaşanıyor :) Bakıp bakıp bu neydi diyoruz; yepyeni, bilinmedik.. oraya buraya bakarken zamanı kaybediyoruz, tamamen kafayı dağıtan da bu oluyor işte, oh be!


Hava durumundan bahsedecek olursak; sabah hafif soğuk, öğlene doğru öyle güzel güneş açıyor ki rahat rahat geziyoruz. Ama akşamüstü ciddi anlamda soğuyor (pis bir soğuk) ve akşam lapa lapa kar yağıyor. Yani gerçekten söyledikleri gibi bir günde dört mevsim yaşatıyor insana, hazırlıklı gelmek gerekiyor.




Buraların bir meşhuru daha Biergarten (Bira Bahçeleri). Yaz mevsimi için açık alanda çok fazla alternatifleri varken, kış mevsimi olunca seçenek daralıyor. Biz de hem biraz dinlenmek hem de ısınabilmek için, kapalı bira bahçelerinden en sevileni olan Hofbraushaus’a geliyoruz. Bavyera usülü patates deniyoruz, bizim patates salatamızın daha yumuşak, ezilmiş, az malzemeli ve hardallı versiyonu gibi.



Hofbraushaus’tan çıktıktan sonra Gartnerplatz-Universitat bölgesine çeviriyoruz rotamızı. Burası daha hipster denilen, lokal mekanların, küçük kitapçıların ve yeni nesil kahvecilerin olduğu bir bölge. Soğuk hava iyice kendini hissettirmeye başladığından metroyla gelmeyi tercih ediyoruz. Metrodan inince etrafında geniş caddeleri olan kocaman bir meydana çıkıyoruz. Münih ciddi anlamda büyük bir şehir, hele ki tarihi eserlere, müzelere meraklıysanız öyle iki gün yeter denemez. Biz rotamızın ilk ve son günlerini Münih’e ayırdığımız için çok yüzeysel gezebiliyoruz.
 Bizim gezi tarzımız da biraz böyle. Sanki orada yaşıyormuşuz gibi sokaklarda yürümeyi, yerliler nerelerde yemek yiyorsa oraları denemeyi, ki yemek listemiz tarih listesinden hep daha kalabalık oluyor :) parklarda zaman geçirmeyi, şehirlerin simgelerini yürürken keşfetmeyi ve içimizden gelirse içine girip bakmayı seviyoruz.



Böyle gezip çok yorulduğumuz günleri Meksika restoranlarında sonlandırmaktan keyif alıyoruz. Renkli kokteyller, ortaya söylenen lezzet bombaları tüm yorgunluğunu alıyor insanın. Meksika mutfağı seçeneklerinde en çok sevilen ve tavsiye edilenler arasında olan Sausalitos son durağımız oluyor. Şehirde birden fazla şubesi var ve akşam 5-8 arası kokteyller yarı fiyatına. Hal böyle olunca garsonun bitmiş en az on tane kokteyl bardağını üst üste dizip taşıdığını görüyoruz. Tabi biraz gösteriye dönüşmüş sanırım, bu olay bütün akşam tekrarlanıyor ve alkışlar kopuyor ortam şenleniyor :)


Sabah heyecanlı bir yolculuk bizi bekliyor. Alpler’in eteklerinde bir görsel şölene dönüşen Bavyera güzelliklerine yakından bakmaya gideceğiz, o yüzden biraz uyuyup enerji toplamak iyi olur diye vakitlice ayrılıyoruz mekandan. Ama kapıdan çıktığımız gibi aynen içeriye giriyoruz tekrar. Havadan kaçıyoruz resmen, böyle bir soğuk olamaz. Barın girişindeki aynanın önünde, çantamızda ne kadar atkı bere varsa bürünüyoruz hepsiyle, barmenler de gülüyor halimize :D Hatta bu üstteki fotoğrafı da o aynada çekiliyoruz, anı olsun diye :)



                                                               Gezi tarihi:24.01.2019
Yol olsun biz hep gidelim, dilerim bir gün sen de gidersin. Buraya kadar okuduğun için teşekkür ederim.









1 yorum:

  1. Zehracım, o kadar içten o kadar samimi anlatmışsın ki yazını okurken kendimi o sokaklarda gezerken buldum. Seyahat özlemimi giderdi, bana mutluluk verdi.Yeni yazılarını merakla ve büyük bir istekle bekliyorum ��

    YanıtlaSil

Neuschwanstein Şatosu

Münih’te karlı bir sabaha uyanıyoruz. Böyle sabahları çok seviyorum, tatildeymişim, b ilmediğim bir şehirde uyanmışım, kahvaltıyı benim içi...